FluentFiction - Turkish

Bartering for Hope in a Post-Collapse Market

FluentFiction - Turkish

16m 01sJanuary 24, 2026
Checking access...

Loading audio...

Bartering for Hope in a Post-Collapse Market

1x
0:000:00

Sign in for Premium Access

Sign in to access ad-free premium audio for this episode with a FluentFiction Plus subscription.

View Mode:
  • Çöküşten sonra farklı bir dünyaya hoş geldiniz.

    Welcome to a different world after the collapse.

  • Eskiden canlı olan pazar, şimdi dondurucu soğuklarla kaplı, yıkık dökük bir yer.

    The market that was once lively is now a devastated place covered in freezing cold.

  • Satıcılar, metal yığınları ve eski kumaşlardan yapılmış tezgâhlarının ardında sessizce duruyor.

    Vendors stand silently behind their stalls made of metal scraps and old fabrics.

  • Herkes, kıt olan kaynaklar için amansız bir mücadele halinde.

    Everyone is in a relentless struggle for scarce resources.

  • Ece, pazarın ortasında duruyordu.

    Ece was standing in the middle of the market.

  • Gözleri, kalın giysilerinin altında sakladığı çaresizlikle doluydu.

    Her eyes were filled with desperation hidden beneath her thick clothes.

  • Kardeşi ağır bir şekilde hastaydı.

    Her sibling was seriously ill.

  • İlaç bulması gerekiyordu ve hava gitgide soğumuştu.

    She needed to find medicine, and the weather was getting colder.

  • Emir, bu pazarda uzun yıllardır bulunan deneyimli bir tüccardı. Zorlu pazarlıklarıyla ün yapmıştı.

    Emir, a seasoned trader who had been in this market for many years, was known for his tough negotiations.

  • Ancak, elinde bulundurduğu pek çok nadir ürünü sakladığı da biliniyordu.

    However, it was also known that he kept many rare products in his possession.

  • Selin, genç bir toplayıcıydı.

    Selin was a young scavenger.

  • Çevredeki sırları bilir, her küçük dedikoduyu toplardı.

    She knew the secrets of the surrounding area and gathered every little piece of gossip.

  • Emir’in güvenini kazanmak istiyordu.

    She wanted to earn Emir's trust.

  • Onunla gelecekte anlaşma yapmanın yollarını arıyordu.

    She was looking for ways to make deals with him in the future.

  • Ece, Selin’e yanaştı.

    Ece approached Selin.

  • "Selin, bana yardım edebilir misin?" diye sordu.

    "Selin, can you help me?" she asked.

  • "Kardeşim için ilaç bulmam şart. Emir’den alabilirim ama elimde yeterince değerli bir şey yok."

    "I must find medicine for my sibling. I can get it from Emir, but I don't have anything valuable enough."

  • Selin, Ece’nin gözlerinde çaresizliği gördü.

    Selin saw the desperation in Ece's eyes.

  • "Emir’le anlaşmak zordur. Ama pazarda değerli ne varsa toplayabilirim," dedi.

    "It's difficult to make a deal with Emir. But I can gather whatever is valuable in the market," she said.

  • İkili, Selin’in bildiği gizli bir yere doğru yola çıktılar.

    The pair set off towards a secret place that Selin knew.

  • Eskiden kalma bir gıda deposunda, bozulmamış konserveler buldular.

    In an old food depot, they found unspoiled canned goods.

  • Ece, Selin’in yardımıyla bunları topladı ve pazara geri döndü.

    With Selin's help, Ece collected these and returned to the market.

  • Tezgahında soğukkanlı bir şekilde duran Emir, Ece’yi görünce gülümsedi.

    Standing confidently at his stall, Emir smiled when he saw Ece.

  • "Ne getirdin Ece?" diye sordu.

    "What did you bring, Ece?" he asked.

  • "Bu konserveleri buldum. Kardeşim için ilaca ihtiyacım var," diye yanıtladı Ece.

    "I found these canned goods. I need medicine for my sibling," Ece replied.

  • Emir, yiyecekleri inceledi.

    Emir examined the food.

  • "Güzel ama yeterli değil. Daha fazlasını isterim."

    "Nice, but not enough. I want more."

  • Ece derin bir nefes aldı.

    Ece took a deep breath.

  • Tam bu sırada bir fikir geldi aklına.

    Just then, an idea came to her mind.

  • "Emir, ben sana başka bir şey sunabilirim," dedi.

    "Emir, I can offer you something else," she said.

  • "Sürekli bir tatlı su kaynağını kontrol ediyorum. Sana su getirebilirim."

    "I manage a constant fresh water source. I can bring you water."

  • Emir, bu teklif karşısında durakladı.

    Emir paused at this offer.

  • Su, her şeyden daha kıymetliydi.

    Water was more precious than anything.

  • "Anlaşıldı," dedi ve başını salladı.

    "Understood," he said, nodding.

  • "İlacı alabilirsin. Ama devamlı su getireceksin."

    "You can have the medicine. But you will bring water regularly."

  • Ece, hayatta kalmayı öğrendiği bu zorlu dünyada ilk defa bir umutla gülümsedi.

    Ece smiled with hope for the first time in this challenging world where she had learned to survive.

  • Anlaşmayı yaptı. Artık hem kardeşini kurtaracak hem de Emir’le bir ortaklık kurmuştu.

    The deal was made. She would save her sibling and establish a partnership with Emir.

  • Pazarın soğuk havasında bile bir sıcaklık hissetti.

    In the cold air of the market, she felt a warmth.

  • Artık Ece, pazarlık yeteneklerine güvenmeyi ve hayatta kalmak için ittifakların önemini öğrenmişti.

    Ece had learned to trust in her bargaining skills and the importance of alliances for survival.

  • Yeni bir günün başlangıcında, kararlı ve daha güçlü hissetti.

    At the beginning of a new day, she felt determined and stronger.