FluentFiction - Turkish

Springtime Romance: An Unforgettable First Date in İstanbul

FluentFiction - Turkish

15m 30sApril 30, 2025
Checking access...

Loading audio...

Springtime Romance: An Unforgettable First Date in İstanbul

1x
0:000:00

Sign in for Premium Access

Sign in to access ad-free premium audio for this episode with a FluentFiction Plus subscription.

View Mode:
  • Baharın hafif esintisi, İstanbul'un ünlü çay bahçesindeki ortamı canlandırıyordu.

    The gentle breeze of spring was enlivening the atmosphere at İstanbul's famous tea garden.

  • Büyük çınar ağaçlarının altında sıralanan masalar, Boğaz'ın masmavi sularına nazır bir manzaraya açılıyordu.

    The tables lined beneath the large çınar trees opened up to a view overlooking the azure waters of the Boğaz.

  • Emre, incecik porselen bardaktan bir yudum daha çay aldı, gözleri karşısında oturan Aylin'deydi.

    Emre took another sip of tea from the thin porcelain cup, his eyes fixed on Aylin sitting across from him.

  • Bu ilk randevuydu ve onu etkilemek istiyordu.

    This was their first date, and he wanted to impress her.

  • Aylin'in gülümseyişi Emre'yi cesaretlendiriyordu, fakat içten içe gergindi.

    Aylin's smile was encouraging Emre, but he was secretly on edge.

  • Aylin meraklı ve bağımsız biriydi ama Emre, onun da derinlerinde bir kırılganlık barındırdığını hissetmişti.

    Aylin was curious and independent, yet Emre sensed she harbored a fragility deep inside.

  • "Güzel bir gün değil mi?" diye sordu Emre, üzerindeki gerginliği atmak için.

    "Isn't it a beautiful day?" Emre asked, attempting to shed his nervousness.

  • Tam o sırada, Aylin yüzünü ovuşturdu.

    At that moment, Aylin rubbed her face.

  • Gözleri kızarıyor gibiydi.

    Her eyes appeared to be reddening.

  • Hafif bir rahatsızlık ifadesi belirdi yüzünde.

    A slight expression of discomfort emerged on her face.

  • "Sanırım havada bir şey var," dedi, sesi biraz boğuk çıkıyordu.

    "I think there's something in the air," she said, her voice sounding a bit hoarse.

  • Emre hemen dikkatini ona verdi; sakin ve yardımsever bir tavırla, "İyi misin?" diye sordu.

    Emre immediately focused on her; "Are you okay?" he asked, in a calm and helpful manner.

  • Aylin, "Sanırım polenlere alerjim var," diye yanıtladı. Burnunu çekerken bir an durdu, başı dönmüş gibi görünüyordu.

    Aylin replied, "I think I'm allergic to the pollen." Pausing as she sniffed, she seemed to be feeling dizzy.

  • Emre, kararsızca etrafına bakındı.

    Emre looked around hesitantly.

  • Tepki göstermesi gerektiğini biliyordu ama nasıl bir yol izleyeceğinden emin olamıyordu.

    He knew he needed to react, but he wasn't sure how to proceed.

  • "Yakında bir klinik var," dedi nihayet.

    "There's a clinic nearby," he finally said.

  • "Oraya gidelim mi? Emin ol, çabuk oluruz."

    "Shall we go there? Trust me, it will be quick."

  • Aylin'in durumu giderek kötüleşiyordu.

    Aylin's condition was worsening.

  • Emre, kararını verdi.

    Emre made his decision.

  • "Haydi, gidelim," dedi. Nazikçe elini uzatıp Aylin'e yardım etti.

    "Come on, let's go," he said, gently extending his hand to help Aylin.

  • Çay bahçesinden hızla çıkarken, hemşehrilik sıcaklığını hissettiler.

    As they quickly left the tea garden, they felt a sense of hometown warmth.

  • Emre, ona destek olurken, içten içe cesaretini buluyordu.

    While supporting her, Emre found his inner strength.

  • Aylin ise, yardıma ihtiyacı olduğu anda birine güvenebilmenin verdiği huzuru hissetti.

    Meanwhile, Aylin felt the comfort of being able to rely on someone in her time of need.

  • Klinikte, doktor Aylin'e hemen müdahale etti.

    At the clinic, the doctor attended to Aylin immediately.

  • Alerjik reaksiyonun kontrol altına alındığını görmek Emre'yi rahatlattı.

    Seeing the allergic reaction being brought under control relieved Emre.

  • Bekleme odasında otururken, "İyi ki buradaydın," dedi Aylin, sakinleşmiş bir ses tonuyla.

    While sitting in the waiting room, "I'm glad you were here," Aylin said, in a now calm voice.

  • Emre gözlerinde sevgi dolu bir parıltıyla, "Her zaman buradayım," dedi.

    With a loving sparkle in his eyes, Emre said, "I'm here always."

  • İkisi de bu deneyimin onları daha da yakınlaştırdığını anlıyordu.

    Both understood that this experience had brought them closer.

  • Yaşadıkları zorluk, birbirlerine duydukları güveni artırmıştı.

    The challenge they experienced had increased the trust they had in each other.

  • Emre, ani durumlara karşı daha hazırlıklı olduğunu, Aylin de birine güvenmeyi öğrenmişti.

    Emre learned he was more prepared for sudden situations, and Aylin learned to trust someone.

  • Ve işte, İstanbul'daki o güzel bahar gününde, Boğaz'a bakan o çay bahçesinde başlamış olan hikaye, önemli bir bağın temellerini atmıştı.

    And thus, on that beautiful spring day in İstanbul, the story that began in that tea garden overlooking the Boğaz laid the foundations of an important bond.

  • Bu olay, aralarında yeni bir başlangıç olmuştu.

    This event marked a new start between them.